Çerez Ayarları

Web sitemizdeki içeriklerden en iyi şekilde yararlanmanızı sağlamak için 6698 Sayılı Kişisel Verilerin korunması Kanunu'na (KVKK) ve Avrupa Birliği Veri Koruma Tüzüğü'ne (GDPR) uygun olarak çerezleri kullanıyoruz. Sitenin düzgün çalışması için gerekli zorunlu çerezlerin kullanılmasını istemiyorsanız ziyaretinizi sonlandırmalısınız. Diğer çerezler yönünden ise lütfen tercihlerinizi belirleyiniz.

Analitik Çerezler

Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası


Bu işlem birkaç saniye sürebilir lütfen bekleyiniz.

9. Türkiye Eczacılık Kongresi sona erdi (16 Kasım 2008)

13 Kasım Perşembe günü başlayan 9. Türkiye Eczacılık Kongresi dün akşam sona erdi. Dört gün boyunca yüksek bir katılım ve ilgiyle süren kongrede eczacılık mesleğinin bilimsel, toplumsal, ekonomik ve örgütsel sorunları yoğun olarak tartışıldı.

 

Dün sabah saatlerinde gerçekleşen “Olağandışı Durumlarda Eczacılık Hizmetleri” adlı sunumda 1999 Gölcük depreminde eczacılık hizmetlerinin sunumunun meslek odaları tarafından nasıl organize edildiği ve bu konuda çıkarılan dersler öne çıktı. Gölcük depreminde depremzedelere ilaç hizmetinin parasız olarak sunumu sırasında bu acı olayın ardından yaşanan kardeşlik ve dayanışma duygusunun “bir eczacı olarak hayatlarının en büyük mutluluğu” olduğunu dile getiren katılımcılar, bundan sonraki afetlerde daha örgütlü ve planlı davranabilmek için TEB bünyesinde çalışma başlatılması gerektiğine değindiler.

 

Dün öne çıkan ve katılımcıların yoğun ilgisini çeken panel ise “Kamusal Sağlık, İlaç Tüketimi ve SUT Uygulamaları” başlığını taşıyordu. İEO eski başkanı Ecz. Zafer Kaplan’ın yönettiği panelde İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Dr. Mahmut Tokaç, GSS Genel Müdürü Dr. Sami Türkoğlu, TEB Saymanı Ecz. Özgür Özel ve İEO Başkanı Ecz. Semih Güngör konuşma yaptı. Eczacı konuşmacılar, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun eczacıları bıktıran uygulamalarını dile getirdiler. SUT’larda onlarca kez yapılan değişikliklerle eczacı ile örgütleri arasında bir kopuş yaşatılmak istendiğini, 2009 yılında AB Yüksek Mahkemesinin vereceği ve Türkiye’yi de etkileyecek eczane mülkiyetleriyle ilgili karara karşı ve meslek hakkının getirilmesi için mücadele edilmesi gerektiğini, eczacı-eczacı ortaklığının eczacıların gündeminde olmadığını vurguladılar. Panelde ayrıca Ecz. Güngör ilaç takip sisteminin dünyada ilk kez Türkiye’de uygulanacak olmasının nedenlerini sorguladı, Rekabet Kurulu’nun kararına dayanarak eczacı odalarının sürdürdüğü yatan hasta ve diyaliz reçetelerinin dağıtımının sonlandırılmasının “rezillikte, sahtekarlıkta rekabetin” önünü açacağını dile getirdi. Güngör meslek hakkının getirilmesi, katılım paylarının kaldırılması, imzalanan protokolden sonra SUT’ların değişmemesi, firma iskontolarının eczacıların üzerinden alınması, sıralı dağıtım uygulamasının devam etmesi gibi taleplerinin hayata geçirilmemesi durumunda ilaç hizmetinin sürdürülemez olacağını belirtti. Ecz. Zafer Kaplan da kongreye katılan AB ülkelerinden eczacıların sunumlarını hatırlatarak, eczacı-eczacı ortaklığının sonunun zincir eczaneler olduğunu, bu tuzağa Türkiye’de eczacıların düşmemesi gerektiğini kaydetti. GSS Genel Müdürü Türkoğlu ise eczacı ortaklığı talebinde bulunan eczacılar var olduğunu ileri sürdü.

 

Kongrenin dün sürpriz bir konuğu vardı: Tiyatro ve sinema sanatçısı Metin Akpınar. Kongre katılımcılarıyla söyleşiye katılan Metin Akpınar babasının bir ilaç fabrikasında işçi olarak çalıştığını ve gençliğinde kendisinin de bir eczanede kalfalık yaptığını anlattı. Akpınar keyifli söyleşisinde eczacıların örneğin bir radyo kurarak halkla daha iyi iletişim kurabileceklerini söyledi.

 

Kongrenin bir diğer önemli paneli ise “Dünya Krizinin Gerçek Niteliği ve Türkiye’ye Olası Etkileri” konusundaydı. Panele Prof. Dr. İzzettin Önder, Dr. Haluk Gerger ve Uğur Civelek katıldı. Ecz. Sait Yücel’in yönettiği panel, katılımcıların ne kadar büyük bir krizle karşı karşıya olduğumuzu kimi zaman şaşırarak kimi zaman öfkelenerek izlediği bir oturum oldu. Haluk Gerger kapitalizmin ayırt edici özelliğinin kriz olduğunu dile getirdiği konuşmasında, bugün yaşananın kapitalizmin dönemsel krizlerinin de ötesinde bir insanlık krizi olduğunu söyledi. Prof. Dr. İzzettin Önder ise Türkiye’de sanayinin giderek yabancı sermayenin eline geçtiğini belirterek bunun sonucu olarak ülkenin bütün ekonomi politikalarının da yabancı sermayenin egemenliğine geçtiğini dile getirdi. Çok büyük bir dış borcu olan Türkiye’nin bu krize çok açık bir ülke olduğunu söyleyen Önder, emeğin, hatta sermaye dışı tüm kesimlerin artık ayağa kalkması gerektiğini ifade etti. Uğur Civelek ise Türkiye’nin küreselleşme ile tam bağımlı bir ülke haline geldiğini belirtti. Bu krizin şimdiye kadar görülmüş tüm krizlerden farklı olduğunu söyleyen Civelek, yaşadığımız günlerin 1929 bunalımından sonra Hitler’i yaratan koşullara benzediğini ifade etti.

9. Türkiye Eczacılık Kongresi sona erdi (16 Kasım 2008). 13 Kasım Perşembe günü başlayan 9. Türkiye Eczacılık Kongresi dün akşam sona erdi. Dört gün boyunca yüksek bir katılım ve ilgiyle süren kongrede eczacılık mesleğinin bilimsel, toplumsal, ekonomik ve örgütsel sorunları yoğun olarak tartışıldı. Dün sabah saatlerinde gerçekleşen “Olağandışı Durumlarda Eczacılık Hizmetleri” adlı sunumda 1999 Gölcük depreminde eczacılık hizmetlerinin sunumunun meslek odaları tarafından nasıl organize edildiği ve bu konuda çıkarılan dersler öne çıktı. Gölcük depreminde depremzedelere ilaç hizmetinin parasız olarak sunumu sırasında bu acı olayın ardından yaşanan kardeşlik ve dayanışma duygusunun “bir eczacı olarak hayatlarının en büyük mutluluğu” olduğunu dile getiren katılımcılar, bundan sonraki afetlerde daha örgütlü ve planlı davranabilmek için TEB bünyesinde çalışma başlatılması gerektiğine değindiler. Dün öne çıkan ve katılımcıların yoğun ilgisini çeken panel ise “Kamusal Sağlık, İlaç Tüketimi ve SUT Uygulamaları” başlığını taşıyordu. İEO eski başkanı Ecz. Zafer Kaplan’ın yönettiği panelde İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Dr. Mahmut Tokaç, GSS Genel Müdürü Dr. Sami Türkoğlu, TEB Saymanı Ecz. Özgür Özel ve İEO Başkanı Ecz. Semih Güngör konuşma yaptı. Eczacı konuşmacılar, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun eczacıları bıktıran uygulamalarını dile getirdiler. SUT’larda onlarca kez yapılan değişikliklerle eczacı ile örgütleri arasında bir kopuş yaşatılmak istendiğini, 2009 yılında AB Yüksek Mahkemesinin vereceği ve Türkiye’yi de etkileyecek eczane mülkiyetleriyle ilgili karara karşı ve meslek hakkının getirilmesi için mücadele edilmesi gerektiğini, eczacı-eczacı ortaklığının eczacıların gündeminde olmadığını vurguladılar. Panelde ayrıca Ecz. Güngör ilaç takip sisteminin dünyada ilk kez Türkiye’de uygulanacak olmasının nedenlerini sorguladı, Rekabet Kurulu’nun kararına dayanarak eczacı odalarının sürdürdüğü yatan hasta ve diyaliz reçetelerinin dağıtımının sonlandırılmasının “rezillikte, sahtekarlıkta rekabetin” önünü açacağını dile getirdi. Güngör meslek hakkının getirilmesi, katılım paylarının kaldırılması, imzalanan protokolden sonra SUT’ların değişmemesi, firma iskontolarının eczacıların üzerinden alınması, sıralı dağıtım uygulamasının devam etmesi gibi taleplerinin hayata geçirilmemesi durumunda ilaç hizmetinin sürdürülemez olacağını belirtti. Ecz. Zafer Kaplan da kongreye katılan AB ülkelerinden eczacıların sunumlarını hatırlatarak, eczacı-eczacı ortaklığının sonunun zincir eczaneler olduğunu, bu tuzağa Türkiye’de eczacıların düşmemesi gerektiğini kaydetti. GSS Genel Müdürü Türkoğlu ise eczacı ortaklığı talebinde bulunan eczacılar var olduğunu ileri sürdü. Kongrenin dün sürpriz bir konuğu vardı: Tiyatro ve sinema sanatçısı Metin Akpınar. Kongre katılımcılarıyla söyleşiye katılan Metin Akpınar babasının bir ilaç fabrikasında işçi olarak çalıştığını ve gençliğinde kendisinin de bir eczanede kalfalık yaptığını anlattı. Akpınar keyifli söyleşisinde eczacıların örneğin bir radyo kurarak halkla daha iyi iletişim kurabileceklerini söyledi. Kongrenin bir diğer önemli paneli ise “Dünya Krizinin Gerçek Niteliği ve Türkiye’ye Olası Etkileri” konusundaydı. Panele Prof. Dr. İzzettin Önder, Dr. Haluk Gerger ve Uğur Civelek katıldı. Ecz. Sait Yücel’in yönettiği panel, katılımcıların ne kadar büyük bir krizle karşı karşıya olduğumuzu kimi zaman şaşırarak kimi zaman öfkelenerek izlediği bir oturum oldu. Haluk Gerger kapitalizmin ayırt edici özelliğinin kriz olduğunu dile getirdiği konuşmasında, bugün yaşananın kapitalizmin dönemsel krizlerinin de ötesinde bir insanlık krizi olduğunu söyledi. Prof. Dr. İzzettin Önder ise Türkiye’de sanayinin giderek yabancı sermayenin eline geçtiğini belirterek bunun sonucu olarak ülkenin bütün ekonomi politikalarının da yabancı sermayenin egemenliğine geçtiğini dile getirdi. Çok büyük bir dış borcu olan Türkiye’nin bu krize çok açık bir ülke olduğunu söyleyen Önder, emeğin, hatta sermaye dışı tüm kesimlerin artık ayağa kalkması gerektiğini ifade etti. Uğur Civelek ise Türkiye’nin küreselleşme ile tam bağımlı bir ülke haline geldiğini belirtti. Bu krizin şimdiye kadar görülmüş tüm krizlerden farklı olduğunu söyleyen Civelek, yaşadığımız günlerin 1929 bunalımından sonra Hitler’i yaratan koşullara benzediğini ifade etti.